Kızıl Haç Hareketi Nükleere Karşı

AddThis

Neena Bhandari
IDN-InDepth NewsAnalysis

SİDNEY (IDN) – Avustralya İşçi Partisi’nin (ALP) köklü bir politika değişikliğine giderek Hindistan ve Pakistan’a uranyum satışını serbest bırakmasına rağmen, silahsızlanma hareketi Uluslar arası Kızıl Haç ve Kızıl Ay’ın nükleersizleşme üzerine yasal açıdan bağlayıcı bir anlaşma için çalışma kararı almasıyla moral kazandı.

Avustralya Kızıl Haçı’nın (ARC) Japon ve Norveç Kızıl Haçlarıyla birlikte çalışarak 2011’in başlarında çıkarrtığı taslak anlaşma 26 Kasım’da Cenevre’de yapılan toplantıda kabul edildi. Girişim, Uluslar arası Kızıl Haç Komitesi (ICRC), 187 ulusal Kızıl Haç ve Kızıl Ay kurumu ve Uluslar arası Federasyon’dan oluşan Delegeler Konseyi’nin desteğini almıştı.

ARC’nin Uluslararası Hukuk ve İlkeler başkanı Dr. Helen Durham “İran’dan Ürdün’e; Lübnan’dan Mozambik’e, Malezya ve Samoa’ya pek çok ülkede Kızıl Haç Hareketi’nin hükümetleri bu korkunç silahları bir daha asla kullanmamaya davet eden çağrısına destek veren arkadaşlarımızın desteğinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu durum kararın çekim gücünü gösteriyor ve küresel ölçekte Kızıl Haç Hareketi’nin bu önemli nükleersizleşme sorunu üzerine söz söylemesinin beklendiğini ortaya koyuyor” dedi.

Tarihi karar, tüm devletleri “nükleer silahların kullanımını yasaklayacak ve nihai olarak bu silahları tamamen ortadan kaldıracak uluslar arası ve yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma için müzakereleri iyi niyetle sürdürmeye ve acil olarak sonuçlandırmaya” çağırıyor.

1968 tarihli Nükleer Silahsızlanma Anlaşması’nın (NPT) Mayıs 2010’da New York’ta yapılan değerlendirme toplantısında rekor sayıda devlet bir Nükleer Silah Anlaşması üzerine çalışmanın başlaması çağrısında bulundu.

Nükleer silahların özellikle sivil halklar üzerindeki korkunç yıkıcı insani etkilerinin yanı sıra çevre ve dünya gıda üretimine yönelik tehdidi vurgulayarak savaşlarda kullanılmasının meşruiyetini sorgulayan karar bu yüzden tarihi öneme sahip.

İnsani Gerekçeler

“Dr. Durham, “Dünyanın nükleer silahsızlanma konusunda daha odaklı biçimde çalışması için insani ve hukuki gerekçeler bulunuyor. Bu silahların giderek daha fazla ülkeye yayılması ve diğer grupların silah üretme kapasitesi kazanması tüm dünya için bir uyarı olmalı. Kızıl Haç bu mesajı hükümetlere ve geniş topluma taşıyacak” dedi.

6 Ağustos 2011’de (Hiroşima Günü), ARC “Nükleer Silahları Hedefe Koyun” başlıklı, nükleer silah kullanımını yasadışı kılmaya yönelik kampanyayı başlattı. Dünya Savaşı sonrası jenerasyona seslenerek, 1960 ve 70’lerde bu nesli belirleyen sorunları yeniden sahiplenmelerini ve yeni neslin de onlara katılmasını istedi. Kampanya 565 bin kişiye ulaştı ve Facebook ile Twitter üzerinden yayılmaya devam ediyor.

Bugün tüm dünyada en az 20 bin nükleer silah bulunuyor ve bunların yaklaşık 3 bini her an kullanılmaya hazır. Bu bombaların toplam gücü Hiroşimaya atılanın yaklaşık 150 bin katı kadar.

Avustralya Kızıl Haç’ı icra kurulu başkanı Robert Tickner “Eğer mayınların ve misket bombalarının kullanımını düzenleyen anlaşmalar ortaya çıkarabiliyorsak bu şeytani silahı sonsuza kadar yasadışı kılacak küresel bir anlaşmaya ihtiyacımız olduğu gerçeğine sırtımızı dönemeyiz” dedi. ARC, Avustralya’da böylesi bir anlaşma için partiler üstü uzlaşma sağlamak üzere çaba gösteriyor.

Kızıl Haç ve Kızıl Ay 1945’ten bu yana bu kitle imha silahlarının kullanımı konusunda endişelerini ve bunun yasaklanması gerektiğini sürekli dile getirdi. Bu hareketin Uluslar arası İnsani Hukuk’un oluşturulmasına yaptığı katkı daha sonra 1977’de Cenevre Konvansiyonu’na ek protokollerin ortaya çıkmasını ve savaşın evrensel kurallarının belirlenmesini sağladı.. Avustralya’nın da aralarında olduğu 194 ülke dört Cenevre konvansiyonunu imzalamış durumda.

Nükleer Yok; ABD ve Uranyum Var

Avustralya her ne kadar nükleer silah sahibi olmasa da, ABD’yle yaptığı savunma anlaşmaları çerçevesinde ABD’nin nükleer silahlarının sunduğu öne sürülen güvence ulusal savunma için ana önemde kabul ediliyor. Ayrıca dünyanın bilinen uranyum rezervlerinin yüzde 40’ına sahip ve dünya pazarının yüzde 19’unu elinde tutuyor.

Canberra’nın tahminlerine göre uranyum ihracatı 2014’te 10 bin tondan 14 bin tona çıkacak ve 1,7 milyar Avustralya doları büyüklüğe ulaşacak. Avustralya hali hazırda Çin, Japonya, Tayvan ve ABD’ye uranyum ihraç ediyor.

Nükleer Silahların Yok Edilmesi Uluslararası Kampanyası (ICAN) Avustralya başkanı Dr. Tilman Ruff’un IDN’e dediği gibi “ICAN silahlanma konularına odaklanıyor ve nükleer enerji üretimiyle silah üretiminin temel süreçleri aynı olduğundan aralarında sıkı bir bağ var. Uranyumu reaktörde kullanacak düzeyde zenginleştirebilen her ülke aynı zamanda uranyumu biraz daha zenginleştirip silah düzeyine çıkarabilmek için her şeye sahiptir; İran’ın nükleer programıyla ilgili endişenin kaynağı da bu. Nükleer reaktöre sahip her ülke de kullanılmış reaktör yakıtından plütonyum çıkararak bunu silah yapımında kullanabilir.”

“ICAN’ın bakış açısından, bizim nükleer enerjiye yaklaşımımız, nükleer bomba ve reaktörlerin başlangıç aşamalarının aynı olduğuna, ikisinden de yayılan radyasyonun etkilerinin aynı olduğuna dikkat çekmek ve nükleer enerji alanında da şimdiye kadar gelen şekilde davranmaya devam edilemeyeceğini vurgulamak. Ülkeler nükleer reaktörler için uranyum zenginleştirmeye ve reaktör yakıtından plütonyum çıkartmaya devam ettiği sürece nükleer silahsızlanmayı sağlamak mümkün olmayacak.”

Nükleersiz bir dünyayı savunanlar, karşılıklı güvence içeren anlaşmalar olsa dahi her türlü uranyum ihracatının sorunlu olduğunu, çünkü her zaman bu hammaddenin silah yapımında kullanılması riski bulunduğunu savunuyor.

Washington merkezli bağımsız araştırma kuruluşu Worldwatch Enstitüsü’nün açıkladığı yeni bir değerlendirmeye göre, nükleer enerjiden elektrik üretmenin yüksek maliyeti, düşük talep, düşük doğalgaz fiyatları ve Fukuşima’da yaşanan felaketin ardından yeninden gündeme gelen çevre ve sağlık kaygıları nedeniyle ülkeler alternatif enerji kaynaklarına yöneliyor.

Enstitü’nün en son raporuna göre, 2010’da 375,5 gigawatt’lık rekor seviyeye ulaşsa da, küresel ölçekte varolan tüm santrallerin toplam kapasitesi 2011’de 366,5 GW’ye indi.

Başbakan Julia Gillard’ın Hindistan’a uranyum ihracatını serbest bırakan teklifi etrafındaki hararetli tartışma sırasında dokuz delege teklifin aleyhinde konuşurken ayakta alkışlandı ve yedi delege uranyum madenciliği karşıtları ve uzmanlar tarafından ıslıklanarak lehte konuştu.

Şu ana kadar ALP’nin politikası sadece NPT’ye taraf olan ülkelere uranyum ihracını öngörüyordu. Başbakanın teklifi küçük bir farkla -206’ya karşı 185- delegeler tarafından kabul edilirken bakanlar arasında dahi konuyla ilgili fikir ayrılıklarına yol açtı.

4 Aralık’ta Sidney’de yapılan 46. Parti konferansında konuşan Altyapı ve Ulaştırma Bakanı Anthony Albanese “Nükleerin yaygınlaşması ve nükleer atık sorununu çözene kadar nükleer yakıt döngüsüne katkımızı genişletecek bir değişikliğe gitmemeliyiz” dedi.

2010’da 16 yeni reaktör inşaatı başlasa da (son 20 yılın en yüksek rakamı), 2011’de bu sayı Hindistan ve Pakistan’daki projelerle ikiye düştü. Rapora göre, inşaatlardaki bu ciddi düşüşün yanı sıra 2011’in ilk 10 ayında 12 nükleer reaktör kapatıldı ve dünya çapındaki reaktör sayısı 441’den 433’e indi.

2010’nun başından bu yana Çin, Hindistan, İran, Pakistan, Rusya ve Güney Kore toplam 5 GW’lik kapasite artırımına yol açtı. Aynı dönemde yaklaşık 11,5 GW’lik kapasiteyse Fransa, Almanya, Japonya ve Birleşik Krallık’ta kapatılan reaktörlerle düştü.

Kızıl Haç ve Kızıl Ay’ın, nükleer silahların yasaklanması için somut bir temel sunacak bir anlaşma için çalışma yönünde aldığı karar tüm devletler tarafından acil bir şekilde benimsenmeli. [IDN-InDepthNews – December 10, 2011]

Copyright © 2011 IDN-InDepthNews | Analysis That Matters

Yazarın önceki IDN makaleleri:
http://www.indepthnews.info/index.php/global-issues/armaments/387-make-nuclear-weapons-the-target

http://www.indepthnews.info/index.php/global-issues/5-nukes-are-illegal-but-still-around

Bizi Twitter ve Facebook’ta takip edin:
http://twitter.com/InDepthNews
http://www.facebook.com/pages/IDN-InDepthNews/207395499271390?sk=wall

 

Search