'Hedefe Nükleer Silahları Koyalım'

AddThis

Neena Bhandari
IDN-InDepth NewsReport

SİDNEY (IDN) – 1953’te kaderin ağlarını ördüğü bir günün sabahında 10 yaşındaki Yami Lester ve bir grup Aborjin çocuk oyuncak bir kamyonla oynarken büyük bir patlama ve onu takip eden birkaç küçük patlama duydu.

Avustralya’daki ilk nükleer testin yapıldığı Emu Junction’dan 160 kilometre ötede yaşayan Lester “Güneyde parlak siyah bir bulutun ağaçların ve arasından yükselerek geldiğini ve 70 millik bir alana yayıldığını gördük. Gözlerimiz yanmaya başladı. Ardından gelen günlerde Walatina’da yaşayan Yankunytjatjara halkı içinden yaklaşık 50 kişide kaşıntılar, göz kızarması, kusma, ishal ve öksürük gibi şikayetler baş gösterdi. Sığır çiftliğinde tedavi imkanı yoktu. En yakın sağlık merkezi yüzlerde mil uzaktaydı ve bizim ulaşım aracımız yoktu” diye anlatıyor.

Lester üç hafta sonra gözlerini açmayı başardı ama sağ gözü görmüyordu. Sol gözününse yüzde 70 oranında gördüğünü düşünüyor. Şubat Photo: Australian Red Cross CEO Tickner with Lester | Credit: Peter Giugni 1957’ye gelindiğinde tamamen kör olmuştu ve geçen yıl geçirdiği felcin ardından şimdi tekerlekli iskemleye mahkum.

Lester, bir nükleer karşıtı aktivist olarak yakın zaman önce Avustralya Kızıl Haçı’nın başlattığı “Hedefe Nükleer Silahları Koyalım” kampanyasında rol alıyor. “Britanya ve Avustralya hükümetleri Emu Junction’da, ardından da yarım yüzyıl önce Maralinga’daki testleri gerçekleştirdiğinde, bu denemelerin bize ve yurdumuza vereceği uzun vadeli zarardan habersizdik. Bu kampanya yerli halkları bilinçlendirerek nükleer silahların zararları ve neden bir an önce onlardan kurtulmamız gerektiği konusunda Avustralyalıları bilgilendirecek.”

6 Ağustos’ta Facebook üzerinden kitlesel bir referandumla başlayan kampanya nükleer silahsızlanmanın insani ve çevresel gerekçelerini vurguluyor. Tüm Avustralyalıları, özellikle de gençleri, anne babalarının başladığı işi bitirmeye çağırıyor.

Avustralya Kızıl Haçı’nın başkanı Robert Tickner “Anti-nükleer tartışması 1960 ve 70’lerde bir nesli etkisi altına aldı ama gerçek bir değişim sağlanamadan sönülmendi. 2011’de nükleer silahlar hiç olmadığı kadar tehlikeli. Şimdi o neslin yeniden konuyu ele almasının ve yeni nesli tartışmaya katmasının tam zamanı” diyor.

Saygın bir kurum olan Stockholm Uluslar arası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) haziranda açıkladığı raporda şöyle dedi:

“Beş binden fazla nükleer silah konumlanmış ve kullanıma hazır durumda, bunların iki bini de alarm durumunda tutuluyor.” Bugün tüm dünyada en az 20 bin nükleer silah bulunuyor ve bu silahların gücü Hiroşima’ya atılanın 150 bin katı daha fazla.

Tickner “Şu an yeni yeni ülkelerde de nükleer silahların ortaya çıktığını, devlet dışı örgütlerin nükleer silah elde etme riskinin arttığını ve bu silahların kazara ateşlenme tehlikesinin yükseldiğini görüyoruz. Kampanyamız bu konularda Avustralya’da kamuoyu yaratmayı amaçlıyor. Bir şekilde nükleer silahların uluslar arası insani hukuk çerçevesinde yasaklanacağı bir anlaşmanın ortaya çıkmasını istiyoruz” diye ekledi.

Kızıl Haç’ın, siviller ve savaşanlar arasında ayrım yapmayan silahların ve taktiklerin kullanımını yasaklayan uluslar arası insani hukuk içindeki yeri onu nükleer silahlarında ortadan kaldırılması konusunda öncü seslerden biri haline getiriyor. Avustralya ve 194 diğer ülke bu konudaki düzenlemeyi içeren Cenevre Konvansiyonu ve ek protokollerini imzalamış durumda.

Avustralya Kızıl Haçı’nın Uluslar arası Hukuk ve İlkeler başkanı Dr. Helen Durham “Biz insanların dünyanın dört bir yanında siviller ve savaşanlar arasında ayrım gözetmeyen, sadece insanlara değil çevreye ve her türlü altyapıya da inanılmaz ve kabul edilemez derecede zarar verecek silahları kullanma olasılığını elimizde tutmamız hukuki açıdan anlaşılamaz. Dolayısıyla nükleer silahsızlanma konusunda gerçek hukuki gerekçeler var” dedi.

Uluslararası toplumu “hızla giden bir uçağın uyuya kalan pilotu”na benzeten eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan silahsızlanma konusunda birleşik, küresel bir strateji bulunmamasını nükleer silahların halen insanlığa tehdit etmesinin gerekçesi olarak gösterdi.

Hiç nükleer silahı olmamasına karşın ABD’yle bir dizi savunma işbirliği anlaşması bulunan Avustralya ilginç bir konumda bulunuyor. Ülke ayrıca dünyadaki ticari açıdan çıkarılmaya müsait uranyum rezervlerinin neredeyse yarısına sahip ve Avustralya Tarımsal ve İktisadi Kaynaklar Bürosu’un tahminine göre uranyum ihracatı beş yıl içinde 17 bin tonu geçebilir.

Sidney Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde post-doktora çalışmalarını sürdüren Dr. Emily Crawford “Avustralya ihraç ettiği uranyumun sadece barışçıl amaçlarla kullanılmasını garanti altına alan adımlar atmalı” dedi.

Avustralya Kızıl Haçı, parlamentodaki tüm milletvekillerine bir mektup göndererek nükleer silahları yasaklayacak bir anlaşma için destek istedi. Tickner “Bu desteği alacağımız konusunda güvenli ve iyimseriz. Bunun tamamen bir uluslararası insani hukuk meselesi olduğuna ve bizim görev alanımıza girdiğine inanıyoruz ve bu yüzden de girişimi kamusal alana taşıyarak milletvekilleri, hükümet ve kamuoyundan destek aramaktan mutluyuz” dedi.

Sorunla ilgili ulusal ve uluslar arası alanda tartışmayı canlandırmayı amaçlayan kampanya çerçevesinde düzenlenen online oylamaya katılanların yüzde 96’sı nükleer silahların yasaklanmasını istedi. Sosyal medya, bu önemli mesajı –özellikle de gençlere- yayma konusunda önemli ve vazgeçilmez bir araç oldu.

Uluslar arası insani hukuk görevlisi Peter Giugni, New South Wales bölgesinde kampanyayla ilgili bir dizi seminer ve etkinlik organize etti. Ona göre “insanlar uluslararası toplumun insanlığa karşı olan bu silahları hala yasaklayamamış olması dolayısıyla hayalkırıklığı yaşıyor ve Avustralya Kızıl Haçı’nın kampanyasına ciddi şekilde destek veriyor”.

Kampanya kasım ayında düzenlenecek kamusal forumlar ve etkinliklerde tepe noktasına ulaşacak. Dr. Durham’ın dediği gibi “Nerede olurlarsa olsunlar tüm devletler yurttaşlarının bu konuda endişeli olduğunu anlamalı. Avustralya Kızıl Haçı, tüm Kızıl Haç örgütlerini kasımda Cenevre’de toplayacak ve nükleer silahlar konusunda ortak bir politika ortaya çıkaracak bir toplantının öncülüğü yapıyor”.

1950’de bir çağrı yayınlayan Kızıl Haç Komitesi tüm devletleri nükleer silahların yasaklanması konusunda gerekli adımları atmaya çağırdı. Nükleer silahları yasa dışı ilan etmek için bir dizi çaba ortaya kondu ancak 66 yıl sonra somut bir değişim hala gerçekleşmedi.

Nükleer Silahları Ortadan Kaldırmak için Uluslar arası Kampanya’nın (ICAN) Avustralya ayağından Dr. Sue Wareham “Avustralya Kızıl Haçı’nın girişimini memnuniyetle karşılıyoruz. Bu sayede nükleer silahların ortadan kaldırılmasının insani gerekçelerle şart olduğu fikri daha güçlenecek. Konu siyasetle değil, insanlığın refahı ve devamıyla ilgili” dedi. [IDN-InDepthNews – 6 Eylül, 2011]

Copyright © 2011 IDN-InDepthNews | Analysis That Matters

Bizin Twitter and Facebook’ta takip edin:
http://twitter.com/InDepthNews
http://www.facebook.com/pages/IDN-InDepthNews/207395499271390?sk=wal

 

Search