İran Gizli Nükleer Tesis Korkusunu Saldırı Tehdidine Karşı Kullanıyor

AddThis

Nuclear Abolition News | IDN
Gareth Porter’in analizi


WASHINGTON - New York Times salı günü yayınladığı haberde İran’ın "nükleer yapılanmasının artan oranda büyük kısmını sessiz bir biçimde" dağ yamaçlarında yer alan tünel ve sığınaklara taşıdığını yazdı.

Haber, geçen eylül ayında Kum kentinde yer alan ikinci bir uranyum zenginleştirme tesisinin ABB ve Batılı istihbaratçılar tarafından keşfedildiği yönünde çıkan raporların arkasını getiriyor. Bu hikayenin ardında yatan iddia İran’ın uluslararası toplum tarafından fark edilmeden gizli nükleer tesislere sahip olmak istediği.

Fakat tüm veriler gerçeklerin tam ters istikamette olduğunu gösteriyor: nükleer tesislerini dış dünyadan gizlemek bir yana, İran üç yıldan beri Batılı istihbaratçıları gizli nükleer tesislere sahip olduğuna kanaat getirmesi için çalışıyor.

Bu sürpriz sonucun arkasında yatan mantık basit: İran’ın yürüttüğü nükleer programla ilgili öncelikli sorunu ABD ve İsrail’in nükleer tesislerine yönelik bir saldırısını önlemek. Bunu yapabilmek için İranlı yetkililer ABD ve İsrail ordusunu nükleer tesislerini yok edemeyeceğine ya da bazılarını bulamayacağına ikna etmeleri gerektiğini düşündüler.

Kum’daki tesisler ve gizli tünel sistemi üzerindeki kafa karışıklığını ortadan kaldırmanın yolu, İran’ın bu tesislerin ABD ve diğer istihbarat servisleri tarafından daha inşaat başlamadan önce uydu fotoğrafları ve sahadaki casus ağlarınca izlendiğini bildiği gerçeğinden geçiyor.

Rejim karşıtı silahlı Halkın Mücahitleri örgütünün siyasi kanadı olan Ulusal Direniş Konseyi (NCRI), 20 Aralık 2005’te düzenlediği basın toplantısında dört yer altı tünel sisteminin, Kum’daki da dahil olmak üzere İran nükleer programıyla bağlantılı olduğunu söylemişti. NCRI, Ağustos 2002’de Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisinin varlığını açıkladığı basın toplantısıyla İran üzerinde uluslar arası baskının yoğunlaşmasını sağlamıştı. Bu açıklamaların bir kısmı araştırması için Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (IAEA) iletilmişti.

Şimdi ortaya çıktığına göre, NCRI açıklamayı yaptığında Kum’daki tünellerde İran’ın nükleer programına ait hiçbir şey yoktu.

Bununla birlikte, Halkın Mücahitleri’yle ABD ve İsrail arasındaki sıkı ilişki göz önüne alındığında, İranlı yetkililerin yabancı istihbarat örgütlerinin mücahitler tarafından işaret edilen yerlere odaklanacağını kestirmiş olması gerekir. ABD’li ve Avrupalı yetkililer Kum bölgesinin 2006’dan bu yana uydu fotoğraflarından takip edildiğini doğruladı.

Ardından yaşana gelişmelerse İran’ın siyasetine dair önemli ipuçları veriyor. Farklı kaynaklara göre, tünellerin açıldığı dağın eteğine bir uçaksavar füze bataryası yerleştirildi. Bu, İranlı yetkililerin sadece bölgenin izlendiğinden emin olmadığını, oraya dikkat çekmek istediğini de gösteriyor.

Bu gelime istihbarat topluluğu içinde ciddi tartışmalara yol açtı. Bu grupla ilişkisi olan Fransız güvenlik danışmanı Roland Jacquard geçen kasımda Time dergisine verdiği röportajda bazı analistlerin bunun, gerçek nükleer çalışmalar başka tarafta devam ederken Kum’a ilgi çekecek bir tuzak olabileceğini söylediğini hatırlattı.

Eğer İran bölgenin izlendiğini düşünmeseydi, oraya bir uçaksavar bataryası yerleştirmesi için bir neden olmazdı. Bu batarya açıkçası Kum’da devam eden inşaatın yabancı istihbaratçılar tarafından izlenmeye devam etmesini garantilemek içindi. Washington’daki Bilim ve Uluslar arası Güvenlik Enstitüsü’nün ele geçirdiği uydu görüntüleri Kum’daki tesisin inşaatının 2006 ortalarıyla 2007 ortaları arasında başladığını gösteriyor.

Tabii ki istihbarat analistleri inşaat ileri bir safhaya erişmeden ne amaçla kullanılacağını tam olarak bilemiyor. 25 Eylül’de bir açıklama yapan üst düzey bir ABD’li istihbarat görevlisi, 2009 sonbaharına kadar inşaatın bir zenginleştirme tesisi olduğundan emin olmadıklarını söyledi.

Aynı dönemde İranlılar yabancı istihbarat örgütlerine nükleer tesislerini korumak için bir "pasif savunma stratejisi" izleyeceği yönünde açık kanıtlar sunuyordu. 24 Eylül 2007’de İran televizyonuna çıkan Pasif Savunma Örgütü başkanı Rıza Celali stratejilerinin "ülkenin önemli ve hassas tesislerini korumak ve kırılganlıklarını en aza indirmek" olduğunu belirtti.

Celali, 24 Ağustos 2007’de Mehr haber ajansına verdiği demeçte de IAEA tarafından izlenen bir nükleer birimin de planın içinde olduğunu belirtti. NY Times’ın salı günü belirttiği gibi, İsfahan’daki uranyum dönüştürme tesisinin yakınlarında tünel inşaatları başladı.

Medya ısrarla İran’ın Kum’daki tesis hakkında IAEA’ya 21 Eylül’de yazılan bir mektupla bilgi verdiğini, bunun tek sebebinin de tesisin Batılı istihbaratçılarca keşfedilmesi olduğunu yazdı.

Fakat aynı gün Obama yönetimince yayınlanan soru-cevap metninde "Neden İranlılar bu tesisi bu zamanlamayla açmaya karar verdi?" soruna "Bilmiyoruz" cevabı veriliyordu.

Aslında İran’ın 21 Eylül’de IAEA’ya yazdığı ve bir özeti de 16 Kasım’daki IAEA raporunda yer alan mektup, ABD ve İsrail savaş plancılarının kafasını karıştırmayı amaçlayan bir stratejinin parçası. Mektup, ikinci bir zenginleştirme tesisinin inşaatının "kendi bağımsızlığına dayanan …hassas nükleer tesislerini pasif savunma mekanizmaları kullanarak koruma hakkına dayandığını" söylüyordu.

Time dergisinden John Berry’nin 2 Ekim’deki haberinde belirttiği gibi, istihbarat analistleri mektubu izlenen bir düzine tünel yapısının dışında yapıların da bulunduğu şeklinde değerlendirildi.

Birkaç gün sonra İran cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’a yakın olan gazete Kayhan, tesisle ilgili açıklamanın Batı tarafından yapılan saldırı planlarını püskürtmeye yardımcı olduğunu, çünkü "tesislerin çokluğunun etkin bir savunma sağladığını" yazdı.

Bu açıklama İran’ın başka nükleer tesisleri bulunduğu kuşkusu yaratarak ABD ve İsrail askeri planlarını karıştırmayı başardığı yönünde ipucu veriyor. NY Times’da yayınlanan makale de İran’ın stratejisinin ABD ve İsrail’de ülkenin nükleer programını yıkmanın mümkün olup olmadığı konusunda kuşku yaratmakta başarılı olduğunu gösteriyor. Gazete tünel sistemini "Batı’nın askeri ve jeopolitik hesaplarını karıştıran" bir "gizlilik örtüsü" olarak niteledi. Bazı analistlerin İran’ın "pasif savunma stratejisi"nin Obama yönetiminin askeri olmayan bir çözümde ısrarında "önemli bir faktör" olduğunu belirttiğini de ekledi.

İran’ın stratejisinin İsrail’in hesapları üzerinde de etkisi olduğunu gösteren bir gelişme de 2002-2006 arasında İsrail Savunma Güçleri (IDF) istihbarat biriminin başında olan General Aharon Ze’evi Farkash’ın İsrail yanlısı Washington Yakın Doğu Politika Enstitüsü’nde geçen ekimde yapılan bir toplantıda ABD’nin İran’a hava saldırısı düzenlemesine destek vermesiydi.

Fakat Farkash Batının İran’ın bütün nükleer tesislerini bilemeyeceğini belirtti ve diğer açıklamalarında da İran’a bir İsrail saldırına da karşı çıktı.

* Gareth Porter ABD ulusal güvenlik politikası üzerine uzmanlaşan araştırmacı bir tarihçi ve gazeteci. (SON/2010)

 

Search