SİLAHSIZLANMA: Ortadoğu'daki Kavga Anti-Nükleer Buluşmayı Çökertecek mi?

AddThis

Nuclear Abolition News | IPS
Thalif Deen


BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (IPS) - Nükleer Silahsızlanma Anlaşması'nın (NPT) son değerlendirme toplantısı dört hafta süren sürüncemeli görüşmelerin ardından bir karara varamadan sonlandığında toplantı somut bir anlaşma olmaksızın "çok az şey başardı" şeklinde nitelenmişti.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon geçen hafta yaptığı açıklamada 2005 Değerlendirme Toplantısını "kabul edilen bir başarısızlık" olarak tanımladı.

Acaba pazartesi günü başlayan ve 28 Mayıs'a kadar sürecek 2010 Değerlendirme Toplantısı da aynı şekilde mi sonlanacak?

Konferansı zora sokan tartışmalı konuların başında askeri olarak hareketli Ortadoğu bölgesinde bir nükleer silahsız alan (NWFZ) yaratama önerisi geliyor.

Amerikan Dostları Servis Komitesi'nin silahsızlanma yöneticisi Joseph Gerson IPS'e bu konuda yaptığı yorumda "Ortadoğu'da bir nükleer silahsız alan kurma mücadelesi NPT Değerlendirme Konferansını yolundan çıkarabilir" dedi.

Gerson, Ban'ın geçen hafta International Herald Tribune'de yayınlanan bir makalede NWFZ çağrısını yinelediğini hatırlattı. "Mısır ve İran bunu büyük bir mesele haline getirecek" diye ekledi.

"Ama krizler her zaman yeni olanaklar doğurur; dolayısıyla bu konuda ne yapabileceğimize bakalım" diyen Gerson, "İmparatorluk ve Bomba: ABD Nükleer Silahları Dünyayı Domine Etmek İçin Nasıl Kullanıyor?" başlıklı kitabın yazarı.

Washington DC'deki Britanyalı Amerikan Güvenlik Enformasyon Konseyi (BASIC) program yöneticisi Anne Penketh, IPS'e "Bu konunun konferansı tıkayacağına dair endişeler var ama ben Mısır'ın göründüğünden daha esnek olduğunu ve şu an ABD'yle Mısır arasında ciddi görüşmelerin sürdüğünü düşünüyorum" dedi.

Pratik adımlar üzerinde uzlaşmak üzere gösterilecek iyi niyetli bir yaklaşımın bu çıkmazın çözülmesini sağlayabileceğini ama şu an işlerin ne yöne gideceğini söylemek için erken olduğunu da ekledi.

Ortadoğu'da nükleer silah sahibi tek ülke olan İsrail'i destekleyen ABD bir NWFZ yaratılmasını Ortadoğu görüşmelerinin ilerlemesiyle bağlantılandırıyor.

Fakat "Soğanı Soymak: Ortadoğu'da bir NWFZ'ye Doğru" başlıklı makalesinde de Paketh'in de vurguladığı gibi "Eğer bu tıkanıklık konferansta da devam ederse NPT'ye taraf olmayan İsrail'e anlaşmanın geleceğini veto etme gücü verilmiş olacak".

Buna göre görüşmelerin önündeki ana engel siyasi irade yoksunluğu. Paketh, resmi olarak varlığı kabul edilmeyen İsrail'in nükleer silahlarının Arap ülkeleri arasında ciddi bir adaletsizlik duygusu yarattığını ve nükleer silah sahibi ülkeleri "çifte standart uygulamakla" suçladıklarını da ekledi.

"İsrail'i gözetirken, anlaşmadan doğan sivil amaçlarla nükleeri kullanma hakkında ısrar eden İran gibi ülkelere yaptırım uygulamakla suçlanıyorlar."

Gerson da "çifte standart" konusunda IPS'e "İran söz konusu olduğunda realpolitik denilerek bu her zaman uygulandı" dedi. Ona göre, çöken Osmanlı İmparatorluğu ve Churchill'in 'ödül' olarak gördüğü Ortadoğu petrollerini kontrol etmek üzere yapılan I. Dünya Savaşı'nın sonundan bu yana Batının büyük güçleri yazar ve savaş karşıtı aktivist İkbal Ahmed'in "dünya hakimiyeti mücadelesinin jeopolitik merkezi" diye nitelediği bölgeyi kontrol altına almak için gerekli gördükleri her şeyi yaptı.

Gerson İran'ın ABD'nin bölgedeki hakimiyetine tehdit olarak algılandığını, dolayısıyla onu yerinde tutmak için çaba gösterildiğini belirtti.

"Açıkçası, ben hiçbir ülkenin ne nükleer silah ne de nükleer reaktöre sahip olması gerektiğine inanıyorum. Nükleer silahların kullanılması soykırımsal ve toptan yok edici olmak demek ve nükleer santraller de sadece sızıntı tehlikesi nedeniyle değil, insanlık henüz gezegeni zehirleyen ve on binlerce yıl boyunca etkisi süren radyoaktif çöpleri ortadan kaldırmanın bir yolunu bulamadığı için de tehlikeli."

Hindistan, Pakistan ve İsrail'e yönelik çifte standart konusunda da Gerson ABD'nin Çin'i kuşatmak için Hindistan'la somut ittifaka gittiğini, Pakistan'ın da Orta Asya'daki savaşta sıkı bir müttefik olduğunu hatırlattı. "Dolayısıyla" geçen ay başkan Barack Obama'nın nükleer güvenlik zirvesindeki tavrında da gördüğümüz üzere "onlara yönelik bir eleştiri olmayacak".

İsrail de uzun zamandır ABD'nin Ortadoğu'daki hegemonyasını pekiştiren bir çekiç gücü, ayrıca Washington'daki Sonist lobinin siyasi gücü var, diye ekledi. "ABD-İsrail gerilimi düşünüldüğünde ve NPT Değerlendirmesinde Mısır'ın İsrail'in nükleer gücünü gündeme getirme kararı düşünüldüğünde bu durum ilginç bir hal alabilir."

Gerson yakın geçmişte bazı İsrailli nükleer bilimcinin araştırmalarını ilerletmek için gitmek istedikleri ABD'den vize alamamasını da gündeme getirdi.

Pazartesi günü Değerlendirme Toplantısında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton "1995 Ortadoğu kararına uygun olarak, Ortadoğu'da kitle imha silahlarının olmadığı bir bölge yaratma hedefine yönelik çabaları destekliyoruz" diyerek belli bir esneklik gösterdi.

Ortadoğu'nun nükleer silahlanma konusunda tüm dünyada en tehlikeli yer olduğunu da ekledi. "Bütün güçlüklere rağmen Ortadoğu'nun kitle imha silahlarından temizlenmesine yönelik bağlılığımızı tekrarlıyoruz ve bu amaca yönelik pratik adımları destekleyeceğimiz de belirtiyoruz."

Halen Afrika, Orta Asya, Mongolya, Latin Amerika ve Karayipler'de NWFZ'ler oluşturulmasını öngören birkaç anlaşma bulunuyor.

Fakat şu an kapsanmayan iki bölge Ortadoğu (İsrail'in nükleer silahı var) ve Güney Asya "Hindistan ve Pakistan'ın nükleer silahı var).

Clinton ayrıca Obama yönetiminin Afrika ve Güney Pasifik'teki NWFZ anlaşmalarına taraf olmak için gerekli protokolleri hazırlayarak Senato'ya sunacağını da söyledi.

Taraf olmasının ardından anlaşmayı imzalamış devletler ABD'nin kendilerine karşı nükleer silah kullanmayacağı ya da kullanma tehdidinde bulunmayacağı konusunda yasal güvence edinmiş olacak.

Clinton Orta ve Güneydoğu Asya'daki devletlerle de benzer bir protokole varmak için görüşmeye hazır olduklarını da ekledi. (SON/2010)

 

Search